Hastalara Yönelik Bilgilendirme / ŞEKER HASTALIĞI (DİYABET)


ŞEKER HASTALIĞI (Diabetes mellitus)

Adı gibi tatlı olmayan "şeker hastalığı"  (diyabet)  nedir?


Pankreas bezinden kan şekerini düzenleyen insülin hormonu salgılanmaktadır. Şeker hastalığı tıp dilindeki adı ile “diabetes mellitus”  pankreas bezinden salgılanan insülin hormonunun ya yetersiz salınması ya da etkisinde ki kusur sonucu kan şekerinin yükselmesi ile karakterize ömür boyu devam eden kronik bir hastalıktır. 

Kimler Şeker Hastalığı Riski Taşımaktadır?


Şişmanlık (obezite),  ailesinde (anne - baba gibi) birinci derece akrabalarında şeker hastalığının bulunması, tansiyon yüksekliği, gebelik döneminde gebelik (gestasyonel) diyabeti saptanan kadınlar, kan yağlarındaki (serum trigliserid düzeyinde) yükseklik, fast-food tarzı yağdan zengin gıdalar ile beslenme ve hareketsiz yaşam tarzı şeker hastalığının ortaya çıkışını arttırmaktadır

Şeker Hastalığının Belirtileri Nelerdir?


Başlıca belirtileri, ağız kuruluğu, çok su içme, sık idrar yapma, gece idrara çıkma, çok yemek yeme ve çabuk acıkma, tatlıya düşkünlük, öğünlerde sonra uyuklama, çabuk yorulma, kadınlarda vajinal kaşıntı,   sık tekrarlayan mantar enfeksiyonları, yaraların geç iyileşmesi, bulanık veya puslu görme, el ve ayak tabanında yanma, iştahın normal olmasına rağmen kilo kaybıdır.

Neden Şeker Hastaları Çok Susar ve İdrara Çıkar?


Kandaki şeker hücre içine giremediği için kan şekeri düzeyi yükselir, vücut kandaki yüksek şekerin bir kısmını idrarla atmak ister, şeker idrar yoluyla dışarı atılırken birlikte bol miktarda suyu da sürükler ve idrarla çok miktarda su kaybı olunca susama hissi doğar ve çok su içilir.

Hastalar Neden  Çok Yedikleri Halde Kilo Kaybederler?


Şeker hücre içine giremediği için beyindeki doyma merkezine açlık uyarısı gönderilir bu nedenle yemek yenilse bile açlık hissi devam eder. Diğer taraftan kandaki şeker hücreler tarafından kullanılamadığı için şeker yerine yağlar ve proteinler hücreler tarafından enerji amaçlı olarak kullanıldıklarından zayıflama görülür.

Şeker Hastalığı Nasıl Teşhis Edilir?


Normal sağlıklı bir insanın sabah açlık kan şekeri 70-99 mg/dl arasındadır. Bir kişide şeker hastalığının teşhisini koyabilmek için en az 8–10 saatlik açlığı takiben sabah aç karnına bakılan açlık kan şekeri değerinin 126 mg/dl veya üzerinde bulunması yeterlidir.

Diğer taraftan şeker hastalığına ait belirtilerden bir veya birkaçı  (ağız kuruluğu, çok su içme, sık idrar yapma, çok yemek yeme, iştahın normal hatta fazla olmasına rağmen süratli kilo kaybı)  bulunan bir kişinin aç veya tok iken bakılan kan şekeri değeri 200 mg/dl veya üzerinde ise,  o kişi büyük bir  olasılıkla şeker hastasıdır.

Son yıllarda şeker hastalığının kan şekeri değerlerinin izleminde kullanılan önemli bir parametre olan “glikozile hemoglobin” (HbAıc) değeri %6.5 ve üzerinde bulunması ile de şeker hastalığının teşhisi konulabilmektedir. Ayrıca açlık kan şekeri değeri 100 ile 125 mg/dl arasında bulunan kişilerde mutlaka 75 gram ile şeker yükleme (oral glukoz tolerans testinin) yapılması gerekir. İkinci saatte bakılan kan şekeri değeri 200 mg/dl ve üzerine bulunması şeker hastalığının tanısı için yeterlidir. Eğer 2. saatteki kan şekeri değeri 140 ile 199 mg/dl arasında ise o kişide eskilerin değimi ile gizli şeker (latent diyabet) tıp dilindeki ismi ile bozulmuş glukoz toleransı vardır. Yani bu kişi şeker hastalığı adayıdır. Yapılacak olan yaşam tarzı değişikliği ile o kişinin şeker hastalığına yakalanmasının önlenmesi veya geciktirilmesi mümkündür.

Şeker Hastalığına Bağlı Komplikasyonlar Nelerdir?


Açlık kan şekeri değeri 126 mg/dl’ in üzerinde olması ve/veya toklukta  (ağza alınan ilk gıdadan iki saat sonra) bakılan kan şekeri düzeyinin 140 mg/dl’ den daha yüksek değerlerde seyretmesi göz, böbrek, sinir ileti hızı ile kalp ve damar sistemi üzerinde pek çok olumsuzluğu beraberinde getirir. Çünkü şeker; kanda bulunduğundan ve kan da damar içinde dolaştığından damara zarar verir. Başta kalp, beyin, böbrek gibi hayati işlev gören organlarda olmak üzere, ayaklarda ve gözlerde tahribat ve sorun meydana getirir. Şeker(glukoz) miktarı çok arttığında idrarla şeker kaybı da fazla olur.
Örneğin hastalığın ilerlemesi gözlerde körlüğe, böbrek fonksiyonlarının bozulması ürenin ve tansiyonun yükselmesine ve kişinin böbreklerinin görevini yapamaması da, böbrek (diyaliz) makinesine bağlı olarak yaşamasına yol açar. Ayrıca kan şekeri yüksekliği vücuttaki yağların yükselmesine, kalp hastalığının gelişmesine neden olur. Ayaklarda kapanması geciken yaralar kan şekerinin yüksekliğine bağlı olabileceği gibi, oluşan yaralar kan şekerinin yükselmesine neden olabilir. Çünkü şeker hastalarında enfeksiyona karşı yatkınlık vardır. Bu nedenle ayakta oluşan bir ufak yaranın önemsenmesi gereklidir. Oluşan bu olumsuz ve istenmeyen yan etkiler kişinin hem yaşam kalitesini düşürür hem de ölümlerin artmasına sebep olur. İnsülin hormonunun yetersizliği veya fonksiyonundaki kusura bağlı olarak hücreler glukozu (şeker) kullanılamadığı için vücut, yağları ve proteinleri kullanmaya başlayacaktır. Bu yüzden hem kilo kaybı hem de vücutta asit fazlalığı ortaya çıkar ve hasta ölümle sonuçlanabilecek şeker komasına girebilir
Sonuç olarak, şeker hastalığı son derece önemsenmesi gerekli bir hastalıktır.

Şeker hastalığının bu olumsuz etkilerinden korunmak veya uzaklaşmak mümkün mü?


Bu sorunun cevabı evet mümkündür.

Şeker Hastalığına Bağlı Komplikasyonlardan Korunmak için Neler Yapılmalı?

Düzenli diyet yapılmalı, kan şekeri ölçüm cihazı alınmalı ve kendi şekerini hem açlıkta hem de tok karnına doktorunun önerdiği şekilde ölçülmeli ve şeker takip defterine yazılmalı, doktorunun verdiği ilaçlar saatine uygun şekilde kullanılmalı, egzersizler düzenli olarak yapılmalı ve düzenli doktor kontrolüne gidilmelidir. Ayrıca, tansiyon (kan basıncı) ve kan yağlarının doktorunun önermiş olduğu sınırlarda tutulması gerekmektedir. Çünkü şeker hastalığında tansiyon ve kan yağlarındaki yüksekliklerin olumsuz etkileri oldukça fazladır.
Haftanın 4–5 günü 20 –30 dakika arasında yapılan yürüyüşün fazla kilo, yüksek tansiyon, yüksek kan şekeri ve yağ değerleri ile birlikte kalp ve damar sistemi üzerine de pek çok olumlu etkileri vardır. Sözü edilen öneriler sayesinde hem açlık hem de tokluk kan şekeri değerlerini normal sınırlara indirdiğimizde şeker hastalığına bağlı arzu edilmeyen komplikasyonları önlemek veya hiç değilse ortaya çıkışını geciktirmek mümkündür.

Sadece Açlık Kan Şekerinin Normal Olması Yeterlimidir?


Günümüzde açlık kan şekerinin normal sınırlar içinde olması şeker hastasını komplikasyonlardan korumadığı bilinen bir gerçektir. Bu nedenle yemeklerden iki saat sonraki tokluk kan şekerinin 140 mg/dl’nin altında olması sağlanmalıdır.
Ayrıca kan şekerinin (ortalama 3 aylık) önemli bir göstergesi olan HbAıc düzeyinin %7’ nin hatta %6.5 altında olması ile diyabete özgü komplikasyonların önlenmesi veya geciktirilmesi mümkün olmaktadır.

GLUKOMETRE (Kan Şekeri Ölçme ) Cihazı ;

               

Kan Şekeri Ölçüm Cihazları Gereklimidir?


Ayda veya iki ayda bir kez sabah açlık kan şekeri değerine bakılarak şeker hastasının tedavisini yapmak mümkün değildir. Çünkü açlık kan şekeri normal sınırlarda bulunan bir şeker hastasının mutlaka tokluk kan şekeri değerlerinin de bakılması şarttır. Tokluk kan şekerinin yüksek değerlerde bulunması yukarıda sözü edilen istenmeyen komplikasyonların ortaya çıkışını hızlandırır. Bu nedenle nasıl gözleri görmeyen bir kişi gözlük kullanıyorsa ya da nasıl kulakları ağır işiten bir kişi kulaklık kullanıyorsa, şeker hastalarının da kendi kan şekerlerini yakın takip edebilmesi için şeker ölçüm cihazına (glukometre) sahip olmaları şarttır.  En önemlisi hastayı izleyen doktorunun önerisi doğrultusunda glukometre ile kan şekerini izlemesi ve kan şekerleri değerlerinin hedeflenen seviyelerde tutulması gereklidir.

Kimler İnsülin ile Tedavi Edilmelidir?


Tip 2 diyabet hastalığı özellikle 50 yaşından sonra ortaya çıkmış ise, kan şekeri yüksekliğine bağlı göz, böbrek, kalp ve damar sistemi üzerinde ki olumsuz etkiler genellikle hastalığın 5. yılından sonra ortaya çıkar. Ayrıca  hastalık 5. senesini doldurduğunda kan şekerini normal seviyelere getirmek için kullanılan (kan şekerini düşüren= oral antidiabetik) haplar yetersiz kalabilir. Çünkü pankreas artık yorulmuştur, insülin üretmekte zorluk çekmektedir, bunun sonucunda hem açlık hem de tokluk kan şekeri değerleri çok yüksek seviyelerde bulunabilir.  Ancak, bu durumdaki hastaları uygulanacak olan,  insülin tedavisi ile hem açlık hem de tokluk kan şekeri değerlerini normal seviyeye getirmek mümkündür.
Çocukluk çağı diyabetin (Tip 1 diabetes mellitus) de ise tedavi sadece insülin ile yapılır. Kan şekerini düşüren ilaçların etkisi yoktur ve kullanılmamalıdır.

İnsülin Tedavisi
Halk arasında insüline karşı gereksiz korku ve endişe vardır. Oysaki insülin kullanımından değil, şeker hastalığının yapacağı olumsuz etkilerden korkulmalıdır. Hastaya doktoru tarafından şeker hastalığı hakkında bilgi verilmelidir. Kan şekerlerinin yüksek seyrettiği kullanmakta olduğu şeker düşürücü haplar ile kan şekerlerinin arzu edilen seviyelere getirilemediği bildirildikten sonra hasta ikna edilerek insülin tedavisine başlanılmalıdır. Ayrıca diyet, egzersiz, insülin yapılması, kan şekeri ölçümleri hakkında hem hasta hem de birinci derece yakınları bilgilendirilmelidir.


 


Kan Şekeri Dışında Nelere Dikkat Etmeli?
Bir şeker hastasında sadece kan şekerlerinin arzu edilen düzeylerde olması komplikasyonlar açısından yeterli değildir. Şeker hastalığına özgü komplikasyonlardan korunmak için kilo (bel çevresi, beden kitle indeksi),  tansiyon (kan basıncı), kan yağlarının da hedeflenen değerlerde olması gerekir. Bu nedenle diyabet hastalarının kan basınçlarının sıkı kontrol edilmesi, tansiyon yüksekliği veya kan yağlarında herhangi bir bozukluk varsa mutlaka tedavi edilmeleri gerekir. Her şeker hastasının yılda en az bir kez göz muayenesini yaptırmasında yarar vardır. Diğer taraftan böbrekler de şeker hastalığı tarafından sıklıkla etkilenmektedir. İdrarda mikroalbuminürinin (MAU) bakılması ile böbreklerin şeker hastalığından etkilenip etkilenmediğini anlamak mümkündür. Özellikle hipertansiyonlu diyabetik hastalarda, böbreklerin şeker hastalığından etkilenme şansı oldukça yüksektir. Bu nedenle hipertansiyonla birlikte seyreden şeker hastalarında böbrek yetmezliğinin gelişmemesi için yakından izlenmesinde ve tansiyonun 130 / 80 mm Hg ’nın altında tutulmasında yarar vardır.

Sonuç olarak şeker hastalığının tedavisi: Düzenli diyet ve egzersizin (özellikle yürüyüş günde 30–60 dakika) , ilaç veya insülinin zamanında uygulanmasını, düzenli (hem açlık hem de tokluk) kan şekerinin izlenmesi ve zamanında doktor kontrolünün yapılmasını gerektirir.


Şeker Hastalığının Tipleri:

a) Tip 1 diyabet
b) Tip 2 diyabet
c) Gestasyonel diyabet (Gebelik diyabeti)
d) Brittle (oynak ) diyabet

TİP 1 DİYABET


Tip 1 diyabete  insuline bağımlı diyabet ismi de verilir.  Genellikle ağız kuruluğu, çok su içme, sık idrara çıkma ve hızlı kilo kaybı gibi şikâyetler ile hastalık kendini belli eder. Şikayetlerin başlangıcı 1-2 aydan daha kısadır. Zamanında teşhis konulmazsa hastalık şeker koması ile “diyabetik ketoasidoz” ile kendini belli eder.  Hastaların idrarında keton denen bir  madde ilk teşhis sırasında bulunabilir.  Tip 1 diyabetin otoimmun nedenli olan tiplerinde hastalığın erken döneminde  pankreastaki beta hücrelerinin yıkımını gösteren  adacık hücresine (ICA), insüline karşı (IAA) ve glutamik asid dekarboksilaza karşı  antikorlar (GAD) kanda yüksek olarak bulunur.

Tip 1 Diyabet Kimlerde Görülür?


Tip 1 diyabet  her 300 çocuktan  1’inde görülür.  Tek yumurta ikizlerinden birisinde tip 1 diyabet varsa diğerinde de hastalığın gelişme riski %50’dir.  Tip 1 diyabetik annenin çocuğunda %3, tip 1 diyabetik babanın çocuğunda %9 hem anne ve hem de baba da tip 1 diyabet varsa çocuklarında tip 1 diyabet gelişme riski %20’dir. Ayrıca inek sütünün erken dönemde içilmesi de bebeklerde beta hücresinde tahribat yaratabilmektedir. 1 yaş altı çocuklarda inek sütüne maruz kalmanın tip 1 diyabet görülme sıklığını arttırdığı bildirilmiştir. Bu yüzden özellikle 1.derece akrabalarında diyabet olan çocuklara olabildiğince uzun süreli inek sütü verilmemesi önerilmektedir. Gıdaların içindeki koruyucu maddeler ve tütsülenmiş gıdalar da oto-immün diyabeti başlatan faktörlerdendir. Ayrıca bazı virusler (örneğin kızamık, kabakulak gibi) beta hücre harabiyeti yaparak  şeker  hastalığına neden olabilmektedir.
D vitamini eksikliği de   tip 1 diyabetin ortaya çıkışını arttırdığı gibi, doğum sırasında annesi 25 yaşından genç olan çocuklarda ve gebelik sırasında preeklampsi geçiren kadınların çocuklarında, doğumdan hemen sonra sarılık veya solunum yolu sorunları geçiren çocuklarda da tip 1 diyabet riskinin artabileceğinden kuşkulanılmaktadır.

Tip 1 Diyabet Hangi Yaşlarda Sık Görülür?


Şeker hastalığı kronik hastalıklar arasında en yaygın görülenidir. Sıklıkla okul öncesi (6 yaş civarı), ergenlik (13 yaş civarı) ve geç adolesan dönemi (20 yaş civarı)’nda görülmesine rağmen en sık 8–14 yaş arasında görülür. Son 20 yıldır daha ileri yaşlarda da tip 1 diyabet görülmektedir. Tüm tip 1 diyabetli hastaların yaklaşık ¾’ü ilk tanılarını 18 yaşın altına almaktadırlar Hastalığın görülme yaşı ve sıklığı ülkeler ve bölgeler arasında farklılık göstermektedir.

Tip 1 Diyabetli Hastalarda Sık Görülen Diğer Hastalıklar Hangileridir?


Tip 1 diyabetli çocuk veya hastalarda sık görülen diğer hastalıklar, Çölyak hastalığı ( bağırsak hastalığıdır),  Graves hastalığı (tiroit bezinin fazla çalışması), hipotiroidi (tiroit bezinin az çalışması) , Addison hastalığı (böbreküstü bezinin az çalışması ve buna bağlı kandaki kortizol hormon azlığı)  ve Pernisiyoz anemi (B12 vitamini eksikliğine bağlı kansızlık) dir.  Bu nedenle tip 1 diyabet saptanılan hastalarda yukarıda sözü edilen hastalıklar için  tarama yapılmalıdır.

Çocuklarda Tip 1 Diyabeti Önlemek İçin Neler Yapılabilir?


1. Bebeğin anne sütü ile beslenmesi çok önemlidir. İnek sütünü   bebeğe  ilk 6 ay vermemelidir.
2. Sağlıklı beslenmenin sağlanması, allerji yapan buğday, patates, portakal suyu ve yumurta  gibi gıdalar  bebeğe biraz daha geç başlanmalı.
3. Salam, sosis, sucuk gibi gıdalardan uzak durulmalı,
4. Temiz su içilmeli. İçinde nitrat olan maden suyu veya su içilmemeli
5. Kilo varsa verilmeli
6. D vitamini eksikliği varsa tedavi ile düzeltilmeli,

Tip 1 Diyabetin Tedavisi Nasıl Yapılır?


Tedavi için şeker hastalığına yönelik eğitim, diyet, egzersiz ve ilaç (insülin) tedavisi olmak üzere dört aşamalıdır.
Tip 1 diyabette, pankreas adacık hücrelerinin yaklaşık %80’lik bölümü tahrip oldukları için vücut için gerekli olan insülin hormonu yapılamaz. Bu nedenle hastalığın tedavisi mutlaka insülin ile yapılmalıdır. Uygulanacak insülin tedavisi sabah-öğlen-akşam yemeklerinden önce ve yatarken olmak üzere en az dört kez yapılmalıdır. Tıp dilinde bu tedaviye bazal-bolus insülin tedavisi iami verilmektedir. Eğer dörtlü insülin tedavisi yeterli gelmiyorsa o zaman insülin pompası ile tedavi yapılmalıdır. 

Bazal-Bolus İnsülin Tedavisi Nedir ve Nasıl Yapılır?


Açlık kan şekerini kontrol eden insülinlere “bazal insülin” denilmektedir. Bu insülinler orta etkili NPH (Humilin-N) ve uzun etkili insülin analogları (piyasa adı ile Lantus ve Levemir insülin )olarak bilinirler. Genellikle gece saat 22.00–23.00 de tek doz halinde yapılırlar. Görevi, gece boyu ve sabah açlık kan şekerini normal sınırlarda tutmaktır. Buna karşın sabah-öğlen ve akşam yemeklerinden önce tokluk kan şekeri yükselmesini önleyen insülinlere de “ bolus insülin” denilmektedir. Piyasa ismi ile kısa etkili insülin (kristalize insülin) olan Humilin-R, ve daha çabuk etki gösteren “hızlı etkili insülin analoglarından” piyasa ismi ile Humalog insülin, Novo-Rapid ve Apidra insülinler yemeklerden önce uygulanırlar.
Bolus İnsülinler Ne zaman Yapılmalı?
Kristalize insülinler sabah, öğlen ve akşam gibi ana öğünlerden 20-30 dakika önce, hızlı etkili insülin analogları ise ana öğünlerden 3-4 dakika önce veya yemeğin ilk lokması ile birlikte uygulanır.
 
Tip 1 Diyabetlilerde Balayı Dönemi Nedir?


İnsülin tedavisine başlanan tip 1 diyabetli hastalarda bir sure sonra insulin ihtiyacı azalır ve insülin gerekmeyecek hale gelir. Bu hastalarda  pankreas bezinde   çok az miktarda insulin salgılayan beta hücresinin kalması nedeniyle bu tablo oluşmaktadır. İşte insulin ihtiyacının ortadan kalktığı bu döneme balayı dönemi denir. Bu dönem bir ay ile bir yıl arasında  olabilir. Daha sonra tekrar kan sekeri yükselmeye baslar ve insülin tedavisine geçilir.  Balayı döneminde kan seker değerleri çok yakından izlenmelidir.
 
Tip 1 Diyabette Tedavinin Amacı,


Kan şekeri seviyesini normal sınırlarda tutmak, hastaların şikâyetlerini gidermek, olası diyabete özgü gelişebilecek komplikasyonları önlemek veya geciktirmek, ya da mevcut komplikasyonların ilerlemesini durdurmak, büyüme ve gelişmenin normal şartlarda gelişimini sağlamak, enfeksiyon sıklığını azaltmak,  yaşam kalitesini arttırmak ve tedavi maliyetlerini azaltmaktır.

İnsülin Tedavisinde Hedef Kan Şekeri Değerleri Ne Olmalı?


Açlık kan şekeri 70-110mg/dl arasında, 2.saatteki tokluk kan şekeri 180mg/dl’nin altında olması ve bu sayede üç aylık kan şekerinin göstergesi olan HbA1c değerinin %6,5’in altında olması hedeflenmelidir.
 
LADA ( Tip 1,5 Diyabet) Tip Diyabet


LADA tip diyabet, yetişkinlerde ( 35 yaş üzeri) görülen yavaş seyirli otoimmün diyabet şeklidir ki, genellikle tip 2 diyabet ile karıştırılır,  Tip 1,5 diyabet olarak da tanımlanan bu diyabet aslında yetişkin yaşlarda tanısı konmuş tip 1 diyabettir.
LADA ‘nın tip 2 diyabet ile karıştırılmasının sebebi, hastaların genelde 35 yaşın üzerinde olması ve hastalığın başlangıç döneminde ağızdan alınan anti-diyabetik haplar ile kan şekerinin normale gelmesidir. Hastalığın başlangıç döneminde tip 2 diyabetten ayırıcı tanısının yapılması gerekir. Anti-GAD antikoronun pozitif bulunması LADA tip diyabet teşhisini koydurur. Bu evrede pankreasın insülin üreten “beta hücreleri” yavaş yavaş insülin üretme yeteneğini yitirmektedir bu nedenle hastalığın tedavisi mutlaka insülin ile yapılmalıdır.

LADA Teşhisini Koyduran Testler Hangileridir?


Glutamik asid dekarboksilaz antikorunun (anti-GAD) pozitif bulunması ve C- peptid seviyesinin düşük saptanılması tanı koydurur.

TİP 2 DİYABET

Tip 2 diyabet, daha önce ‘’insüline bağımlı  olmayan diabetes mellitus’’ veya “erişkin tip diyabeti’’ olarak  tanımlanmıştır.

Tip 2 Diyabetli Hastaların Özellikleri:


Genellikle 30 yaştan sonra görülürse de, her yaşta ortaya çıkabilir, hastaların %80-90’ninde şişmanlık (obezite) vardır, ancak şişman olmayanlarda da tip 2 diyabet görülebilir. Genetik yatkınlık ve kilo alma hastalığın ortaya çıkışını önemli ölçüde etkiler. Örneğin anne veya babada tip 2 diyabet varsa çocukta %15 hem anne veya hem de babada tip 2 diyabet varsa çocukta tip 2 diyabet görülme riski %75’dir. Şeker hastalığı görülme sıklığı oranları hastanın şişman olması ile daha da artma gösterir. Hastaların büyük bir kısmında uzun süreden beri devam eden şeker hastalığına özgü şikâyetler (ağız kuruluğu, çok su içme, sık idrar yapma, gece idrar çıkma) vardır. Ancak hastalık sinsi seyirli olması nedeniyle geç fark edilmektedir. Hatta hastalığın ilk teşhisi sırasında şeker hastalığına bağlı göz böbrek veya nörolojik komplikasyonlar gelişmiş olabilir. Şişmanlık ile birlikte hastalarda hipertansiyon veya kan yağlarında yükseklik de görülebilir. Bu hastaların kanlarında oto-immun tip 1 diyabetlilerde olduğu gibi antikorlar pozitif bulunmaz. Hastalığın başlangıç döneminde tedavisi kan şekerini azaltan haplar ile (oral antidiyabetik ilaçlar) yapılır. Fakat tip 2 diyabet hastalığının ilerleyici olması yani pankreasın insülin üreten beta hücrelerinin zamanla insülini aşırı eksik üretmesine bağlı olarak zamanla haplar yetersiz kalır ve bu evrede tedavinin insülin ile yapılması gerekir. Hastalığın başlangıç döneminde insülin hormonu fazladır. Ancak insülin hormonunun fonksiyonunda kusur ve yetersizlik vardır.


Tip 2 Diyabet Hastalığı Riskini Arttıran Faktörler.


Yas, hareketsizlik, karbonhidrattan ve yağdan zengin beslenmek, sigara kullanımı, hareketsizlik (sedanter yaşam), hipertansiyon, kan yağlarından trigliserid seviyesinin yüksek olması buna karşın iyi kolesterol olarak tanımlanan HDL kolesterolün düşük olması, psikolojik stres ve düşük doğum ağırlığı tip 2 diyabetin gelişme riskini artırır. 

Tip 2 Diyabetten Korunmak için Neler Yapılmalı?

Şeker hastalığı riski olan veya ailesinde seker olan kişiler şu önlemleri almalıdır.
1. Sağlıklı beslenilmeli yani yemeklerdeki karbonhidrat ve yağ miktarları azaltılmalı, katı yağlardan uzak durulmalı, katı yağ (margarin) yerine zeytinyağı tercih edilmeli,
2. Posalı gıdaları taze sebze ve meyve yemeyi alışkanlık haline getirmeli
3. Tuzdan mümkün olduğu kadar uzak durulmalı ( günlük tuz kullanımı ) 1 çay kaşığını aşmamalı.                                                                                                              
4.Düzenli egzersiz yapmalı (haftada en az 4–5 gün 30’ar dakikalık yürüyüş)
5. Stresli bir yaşamdan uzak durmalı
6. Sigara kullanılmamalı
7. Alkol kullanımı azaltılmalı
8. Günde 500 gr.dan fazla et yemeyin,  kırmızı eti haftada bir kez ve balık haftada en az iki kez yiyiniz,
9. Soslu etler, sucuk, salam, jambon ve sosis yemeyin
10. İçinde nitrat olan maden suyu veya içme suyu içmeyiniz.
11. D vitamini eksikliği varsa tedavi  olun
12. Televizyon az seyrediniz.

Tip 2 Diyabetin Tedavisi:


Tedavi için şeker hastalığına yönelik eğitim, diyet, egzersiz ve ilaç tedavisi olmak üzere dört aşamalıdır. Hastaların mutlaka yaşam tarzı değişikliği yapmaları gerekir.  Çünkü yaşam tarzı değişikliğinin yerini tutacak hiçbir ilaç bulunmamaktadır. Yaşam tarzı değişikliği sadece kan şekeri ve kilo üzerinde azaltıcı sağlamakla kalmayıp tüm risk faktörleri üzerinde de olumlu etki gösterir. Yaşam tarzı değişiklikleri hastanın özelliklerine göre bireyselleştirilmelidir.

 

1) EĞİTİM:

Her diyabet hastasına şeker hastalığı ile ilgili olarak mutlaka eğitim verilmelidir. Çünkü eğitim şeker hastalığının temelini oluşturmaktadır. Hastaya gerekli bilgiler birkaç seans halinde verilir. Eğitim sırasında şeker hastalığı nedir, belirtileri nelerdir, kan şekerini hangi sınırlar arasında tutulmalıdır, kendi kendine şeker ölçme cihazı (glukometre) ile kan şekerini nasıl ölçeriz, hangi sıklıkla ölçelim, ayak ve diş bakımını nasıl yapalım, insülin tedavisi ile tedavi edilmesi gereken hastalarda insülin uygulaması hakkında bilgiler verilmelidir. Ayrıca  şeker düşüklüğü anında yapılması gereken tedbirler hakkında hasta bilgilendirilmelidir.

2) EGZERSİZ:

Egzersiz Kan Şekerini Nasıl Etkiliyor ?

Egzersiz insülinin işlevini artırıyor. Kaslar tarafından glikozun tutulmasını sağlıyor. Düzenli yapılan egzersiz yiyecekler yoluyla kana ulaşan şekerin vücut tarafından daha iyi kullanılmasına yardımcı oluyor. Vücudu ürettiği insüline karşı daha duyarlı hale getiriyor. Egzersizin bir diğer faydası ise bilinçli bir beslenme programı ile uygulandığında hastanın kilo vermesini sağlaması. Buna bağlı olarak tansiyon ve kan kolesterol düzeyleri de olumlu yönde etkileniyor. Egzersiz öncesi ve egzersiz sırasında kan şekerinin sıkı ölçülerek hipoglisemiden mümkün olduğu kadar korunmak gerekir. 

3) DİYET 


Şeker hastası için önemli olan sağlıklı beslenmeyi öğrenmektir. Şeker hastalığını sağlıklı bir beslenme ile gayet güzel tedavi olacağını biliniz ve hemen moralinizi bozmayınız. Bunun yanında sadece sizin değil evdeki tüm aile bireylerin sağlıklı beslenmeyi bilmeleri faydalıdır. Şeker hastası iseniz çantanızda işyerinde yiyecek meyve bulundurmayı adet haline getiriniz. Şeker hastası bir kişinin az, ancak sık yemek yemesi gerektiğini unutmayınız. Gün içindeki diyetiniz 3 ana ve 3 ara öğünden oluşmasına dikkat ve özen gösteriniz.


Diyetinizde posa ve lifli gıdalara yer veriniz. Çünkü posa veya lifli gıdalar bağırsaklarda sindirimi zor olan karbonhidratlardır. Bitkisel besinler başta olmak üzere birçok yiyecek kitle sağlayan, besinlerin mide ve bağırsaktan geçişini kolaylaştıran lifler içerir. Lifli yiyeceklerin tüketilmesi sağlığa birçok açıdan faydalıdır. Lifli besin tüketiminin kabızlığı önlediği gibi kan şekerinin daha dengeli yükselmesini sağladığı, kan yağlarının azalttığı ve bazı kanser türlerinin önlenmesinde yararlı olduğu saptanmıştır. Meyve ve sebzeleri kabuklarını soymadan yiyin; bu yiyeceklerin kabukları liften zengindir. Beyaz ekmek yerine kepekli ekmeği, meyve suları yerine kabuklarıyla birlikte doğal meyveleri yemeli, sebzeleri mümkün olduğunca kabuklarıyla pişirmeli ve öğünlere sebze eklemeli, salatalara keten tohumu serpiştirilmeli, çorbalara arpa ve buğday konmalıdır. Diyetle alınan posa miktarı artırıldıkça koroner kalp hastalığı ve buna bağlı ölüm oranında azalma olduğu saptanmıştır.

Şeker Hastası İçin Diyet İle İlgili Şu Sorular Önemlidir.

Ne yemeli veya yememeli, Ne kadar yemeli ve Ne zaman yemeli?


Her şeker hastasının uygulayacağı diyet diğer kişilerden farklıdır. Bunun nedeni her kişinin boy ve ağırlığının farklı olması ve görevi gereği ihtiyaç duyduğu kalorinin değişmesidir. Çocuklar ve gençlerin büyüme ve gelişmelerinin normal seyretmesi için gerekli kaloriyi almaları gerekir. Kan şekerlerini düşüreceğiz diye aç kalınmaz. Bunun yerine sağlıklı ve dengeli beslenip ona göre ilaç veya insülin dozu ayarlanır. Diyet listesinde belirtilen miktarlardan fazla yemek kan şekerinizin yükselmesine, az yemek ise kan şekerinizin düşmesine neden olur. Her iki durumda da kan şekeri kontrolü bozulur. Bu nedenle diyetisyen veya doktorunuzun önerdiği kalori kadar beslenmeniz önem taşır.

Diğer önemli bir konu öğünleri ve ara öğünleri atlamamaktır. Öğünleri atlamanız kan şekerinde oynamalara neden olur.  Fazla kalori almak genetik olarak hastalığa elverişli kişilerde şeker hastalığını ortaya çıkardığına göre, kalori ayarını iyi yapmak tedavinin esas noktasını oluşturur. Beslenmeye uymak bir şeker hastasının ömrü boyunca yapması gereken bir durumdur. Diyet yapmadan ilaç kullanmanın veya egzersiz yapmanın anlamı yoktur.

Beslenmede değişiklik yapmak başlangıçta bazı hastaları sıkıntıya soksa da zaman içinde alışılır. Bu nedenle eğitim almak, diyetisyen veya doktora danışmak ve bilinmeyen konuları iyice öğrenmek gerekir.

Kişinin değiştirmesi gereken kötü beslenme alışkanlıkları mutlaka ele alınmalı ve değiştirilmelidir. Şeker hastası bir porsiyonun ne olduğunu, ana öğün ve ara öğünlerin anlam ve önemini bilmelidir. Bir şeker hastasında yiyeceklerin üzerindeki kalori değerlerini okuma alışkanlığı da gelişmelidir.
 
Ayrıca diyabet hastası hangi yiyecekleri yediği zaman kan şekerinin ne kadar artacağı tahmini yapacak kadar bilgi sahibi olmaya çalışmalıdır. Sağlıklı beslenme sayesinde kan şekeri ile birlikte tansiyon yüksekliği ve kandaki yüksek bulunan yağ (kolesterol ve trigliserid) düzeyleri de normal düzeye gelebilir. 

Vücut ağırlığı insülin direncini ve insülin salgılanmasını etkilediği için normal bir kiloya gelmek önem taşır. Kilo vermek için alınan kalori miktarı azaltılır. Vücut ağırlığı tip 2 diyabetli %80 hastada fazladır ve bunlarda normal kiloya gelmek için alınan kalori azaltılır. Kilosu normal olan hastalarda kalori kısıtlaması yapılmaz.

Beslenme değişikliği sırasında başlangıçta hastalarda bazen sıkıntı olur. Oysa evde yapılan yemeklerle de iyi bir diyet yapılabilir. Şeker hastalarının diyetlerini bozmalarına neden olan ev dışındaki yemekler, seyahat ve tatillerdeki beslenme konusunda dikkatli olmaları gerekir. Zaman zaman oluşan aşırı yeme isteğini kontrol etmeye çalışmak, bu durumlarda salatalık, domates, 3–4 tane ceviz, badem veya yoğurt yemek gerekir. Ayrıca şeker hastaları nişastalı gıdaları, börek, çörek, pasta, reçel, pekmez, bal ve diğer tatlıları kesinlikle yememelidirler. Ekmek olarak beyaz ekmek yerine çavdar ekmeği veya tam buğday ekmeğini (köy ekmeği) tercih ediniz.

Alkol fazla alınmamalıdır. Günde bir kadehten fazla alkol kullanılmamalıdır. Alkol alırken yanında az miktar karbonhidratlı gıda almak faydalıdır. Likör veya tatlı şarap gibi şekerli alkol kullanmayınız. Bira içerken light birayı tercih ediniz ve alkol kullandıktan 2 saat sonra kan şekerinizi kontrol ediniz. Günde en az 1.5–2 litre su içiniz.

4-) İLAÇ TEDAVİSİ ;

 
Tip 2 diyabetin ilaç ile tedavisi, hastalığın başlangıç döneminde,  diyet ve egzersiz ile birlikte kan şekerini düşüren ağızdan alınan haplar (tıp dilinde oral anti-diyabetik ilaçlar) ile yapılır. Çoğu kez hastalığın başlangıç döneminde ağızdan alınan bu haplar kan şekerini normal sınırlara getirir.
Ağızdan alınan ilaçlar vücuttaki etkilerine göre bazı gruplara ayrılır. Bir grup ilaç, pankreas bezinden insülin üretimini artırırken diğer bir grup ilaç vücut tarafından yeterli derecede kullanılamayan insülinin etkinliğini arttırır.

Şeker Hastaların Tedavisinde Kullanılan İlaçların Çeşitleri:


a) Kanda mevcut insülin hormonunun etkisini artıranlar:  Metformin grubu olarak isimlendirilen bu grup ilaçlar karaciğer, kas ve yağ dokusunu etkileyerek insülin hormonunun daha etkili çalışmasını sağlar. Tip 2 diyabetin tedavisinde diyet ve egzersiz ile birlikte metformin olarak adlandırılan ilaçlar öncelikle kullanılmaktadır. Kan şekerini düşürmezler yani hipoglisemiye neden olmazlar, sadece kan şekerinin yükselmesini önlerler. Bu grup ilaçlar kilo azaltıcı etkileri vardır. Tok karnına alınmalıdır.  İlacı kullanırken böbrek fonksiyonlarının normal olması gerekir. Ağızda metalik tad verebilir, ayrıca diyare ve karında şişlik yapabilir. Bu şikâyetleri en aza indirmek için ilaç dozunun yavaş yavaş arttırılması gerekir. Yemekten sonra tok karnına alınmalıdır. 

b) İnsülin Salgısını Artıranlar: Sulfonilüre veya glinid grubu ilaçlar pankreastan insülin salgısını uyarırlar. Hastalığın başlangıç döneminde etkinliği fazladır. Ancak pankreasın insülin üretme kapasitesi azaldıkça bu grup ilaçların etkinliğinde de azalma görülür. Kilo arttırıcı etkileri vardır ve yemeklerden öne alınmaları gerekir.

c)  Karbonhidratların Barsaktan Emilimini Geciktirenler: Yenen gıdalardaki karbonhidratların bağırsaktan emilimini azaltırlar. Alfa glukozidaz grubu ilaçlar özellikle tokluk kan şekerini azaltıcı etkileri vardır. Öğün aralarında ilk lokma ile birlikte alınması gerekir.

d) Glitazonlar: İnsülin hormonun vücuttaki etkinliğini arttırarak insülin direncini azaltırlar. Postmenopozal kadınlarda kemik kırıklarını arttırdıkları gibi mesane kanseri olanlarda veya mesane kanseri riski taşıyanlarda, kalp yetmezliklerinde glitazonlar kullanılmamalıdır kullanılmamalıdır.

e) Dipeptil Peptidaz Enzimi İnhibitörleri: (DPP–4 İnhibitörleri):  Hipoglisemi yapmadan insülin salınışını arttırarak kan şekerini kontrol ederler.

Her şeker hastasının hastalığı farklı olduğundan kullanılan ilaç dozu ve ilaçları diğer hastalardan farklı olabilir. Bu nedenle arkadaşlarınız veya komşunuzun görüşüne uyup yanlış ilaçlar almayınız. Mutlaka doktorunuza danışınız.
Şeker ilaçları bir kutu bitince kesilecek ilaçlar değildir. İlaç kutusu bitince yeni bir ilaç kutusuna başlamanız gerekir. Diğer bir deyimle şeker ilaçları kesilmez.

 

5) İNSÜLİN TEDAVİSİ.

Tip 2 diyabette hastalığın ilerlemesine bağlı pankreasın insülin üretme kapasitesinin yok denecek kadar azalması nedeniyle şeker haplarından cevap alınamadığı durumda tedavi “insülin” ile yapılır. İnsülin alışkanlık yapar diye halk arasında yanlış bir inanış vardır. İnsülin alışkanlık yapmaz. İnsülin kullanmak haplardan daha sağlıklıdır. Günümüzde insülin uygulamaları “insülin kalemi” ile yapılarak hastalara önemli uygulama kolaylığı sağlamaktadır.


İnsülin Kalemi

 

Tatlandırıcıları ne kadar kullanalım?


 

Şeker hastalarının tatlandırıcı ihtiyacını sağlamak üzere kullanılan kimyasal maddelere tatlandırıcı denir. Bunların kalorisi yoktur, şeker tadı verirler. Gebe iken tatlandırıcı kullanılmamalıdır. Mecbur değilseniz tatlandırıcı kullanmayınız veya en az miktarda kullanınız, çünkü tatlandırıcılar sonuçta kimyasal maddelerdir. Tatlandırıcı eğer kullanılacaksa daha çok tercih edilmesi gerekenler aspartam içeren tatlandırıcılar ve yeni çıkan “stevya veya splenda” tipi tatlandırıcılar olmalıdır.
Sorbitol, mannitol ve fruktoz sofra şekeri kadar olmasa da kaloriye sahiptir. Piyasada satılan diyabetik isimli gıdalara katılırlar. Fazla yenirse kilo aldırır ve ishal yapabilir
Tatlandırıcılardan genellikle aspartam tercih edilmeli ve günde 8 tabletten fazla kullanmamaya dikkat etmelidir.
 
Diyabetik Gıdalar İstediğimiz Kadar Yiyebilinir mi?


Üzerinde veya etiketinde ‘’Diyet’’, ‘’light’’ veya ‘’ diyabetik’’ yazan gıdaların esas özelliği düşük kalorili olmalarıdır, yani bu tür yiyeceklerin kalori içeren gıdalar olduğu bilinmelidir. Kısacası bu gıdaların da belli bir kalorisi vardır. Kişi bu tür gıdaları kalorisi çok düşük zannederek canı istediği kadar tüketmemelidir. Bu nedenle yiyeceklere ilave etmek yerine yiyeceğiniz bir gıda yerine yenmesi gerekir. Örneğin diyabetik reçelin 100 gramında 208 kalori, diyabetik çikolatanın 100 gramında 569 kalori ve diyabetik bisküvinin 100 gramında 538 kalori vardır.


 

Şeker Hastası Alkol Kullanabilir mi?


Alkol yüksek kalorili bir gıda olarak kabul etmek gerekir, çünkü 1 gramında 7 kalori vardır. Alkol aç karna içilmemelidir. Çünkü aç karnınaa içilen alkol kan şekerini düşürür. Kan şekeriniz yüksek ise alkol içmeyiniz. Kan şekeri normal yani kontrol altında olan şeker hastaları, eğer alkol almasına engel bir durumu yoksa günde bir-iki kadeh şarap içebilirler. Kırmızı şarap içmek daha faydalıdır. Günde bir kadeh rakı veya benzeri alkollü içkiler de alınabilir. Alkol alırken fazla gıda alırsanız şekeriniz yükselebileceği gibi kilonuzda da artışa neden olur.  Alkol aldığınız öğünde fazla yağlı yemekler yememeye dikkat etmek gerekir. Alkol aldıktan sonra kan şekerinin yakından izlenmesinde yarar vardır.

 

ANASAYFA
PROF. DR. BİLGİN ÖZMEN
BİLİMSEL ETKİNLİKLER
HASTALARA YÖNELİK BİLGİLENDİRME
KLİNİĞİMİZ
ONLINE RANDEVU
İLETİŞİM
Muayene Adresi: Şair Eşref Blv. 1402 Sk. No:2 D:1 Özbaş Apt. Alsancak - İZMİR | 0 (232) 422 08 20